28 Eylül 2012 Cuma

O BURUN TIKANICAK ARKADAŞ!!!




        Bu reklamı izleyip de gülümsemeyen yoktur herhalde . Ben her gördüğümde yada radyoda her "Bu burun tıkanıcak arkadaş" dediğinde bayılıyorum.Çok akılda kalıcı ve tatlı bir reklam olmuş.Ben çok sevdim. :-)





         

27 Eylül 2012 Perşembe

ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI

     
    Sağolsun şirketimiz bize yapmıyor özel sağlık sigortası.O yüzden biz kendimiz yaptırmayı düşünüyoruz artık. Ama araştırdığım kadarıyla bu gayet de karışık bir konuymuş.En ufak ayrıntı faydanıza veya zararınıza olabilir.Biz niye istiyoruz diye sorarsanız.Karar verebilmemiz veya cesaret edebilmemiz ihtimaline karşın hani olur da bebek düşünürsek doğumu ve hamilelikte yapılacak kontrol vs.masrafları karşılasın istiyoruz.Sanırım hamile kalmadan 1 yıl öncesinden başlatmış olmamız gerekiyormuş.O yüzden yani yoksa bu cümleleri yazarken bile korktum şimdi bu ihtimalden :-) Zaten duyan olsa inanmaz yani bunu araştırdığımı. J Belki 1 yıl sonra falan deyip kendimi motive edebilirim. J
    Anlayacağınız tavsiye istiyorum.Bir umut belki aranızdan biri çıkıp der ahanda benim şundan var , şöyle oldu süper oldu falan der mii acaba dedim?

BEN Mİ BİLMİYORUM YOKSA YOK MU?

Hala heyecanımı yitirmemiş olarak bloglara dalmaya devam ediyorum.Ama çözemediğim durumlar hala söz konusu.Eğer duyan gören varsa bana söyleyebilir mi ?

Şimdi ben bir başkasının yazısına yorum yazdım diyelim.Bu blog sahibesi benim yorumumu yayınladı mı biiiir , bana cevap yazdı mı ikiiiiiiii...gibi merak katsayımın yükseldiği anlarda illa ki ben o blogu açıp bakmalı mıyım, yani bunun bir ayarı falan yok değil mi , uyarı falan vermesi için? L  Hepsini hatırlayıp kime ne yazdım diye açıp kontrol etmem mi gerekiyor? Armut piş ağzıma düş durumu yani ? Yok mu?

Sonraaa,

Diyelim bir yazı okudum, hoşuma gitti , sonra tekrar okumak istiyorum.Amaaaa bulamıyorummmm.Bunun için bir favorilerime ekle gibi bir yöntem var mı? Mesela bir blog sahibesi eşi için hediye kartları hazırlamış.Altına hediyeyi kullanım süresi şu zamana kadardır gibi not düşerek.Şimdi ben bu fikri çok sevdim.Ama kim yapmıştı listemi talan ettim bulamadım.Benim izleyicilerimden biri değil hatırladığım kadarıyla.Yine de duyan gören varsa bir haber etsin.

Üçççççç...

Bitmiş :-) Başka sorum yok şimdilik.Teşekkürleeeer!!! 

24 Eylül 2012 Pazartesi

GÜN BOYU NE DİYORUZ?

Her gün kullandığınız sizinle özdeşleşmiş kelimeleriniz var mı?
Mesela cicim kelimesi bana birini hatırlatır, yine cim kelimesi de öyle.Bunun gibi küçük kız,kuzucuk,johhny gibi örnekler var.Başka biri kullansa da o kelime yada cümle de olabilir direk o kişiyi hatırlatır bana.
Bende kendimi takip ettim ve en çok kullandığım kelimeleri ve cümleleri düşündüm.Her gün sık sık "offf" diyorum mesela.
----"Canım sıkıldı" diyorum.Buradan sıkılgan bir kişilik olduğum belli oluyor.Hatta offf demek bir alışkanlık gibi yapıştı bana ,rutin olarak söylüyorum malesef.
----"Yine çok yedik , göbeğim şişti"  diyorum.Burdan iştahı gayet yerinde bir insan olduğum anlaşılıyor.Yemek yemeyi çok seviyorum, ama pişir demeyin bana o çok zor geliyor, belki evde olsam sürekli ,sevebilir insan ama iki arada bir derede yapılınca ben sevemiyorum ya , bir an önce çıkmak istiyorum mutfaktan.Vakit kaybı gibi hissediyorum.Hele eşim keyfine bakarken çok koyuyor , hemen yanına kaçasım geliyor.Neyse yani yiyorum karşı koyamıyorum.Haliyle de sürekli bir göbek kalça takıntısı oluşuyor.Zaten sporu bıraktığım an, hooop hızlı bir pörtleme söz konusu oluyor.Kilomu sabit tutabilmek için yoğun bir çaba sarfetmek zorunda kalanlardanım.Çok uğraştım mesela 54 kiloya düşmek için ,olmuyor.Şu an 57 kiloyum.1.70 olup 57 kilo olan başka insanlar çıtı pıtı gözükebilir mesela.Ama ben normal duruyorum.Hatta kendimi saldığım gibi hemen 1-2 kilo alıp, etli butlu kıvama gelebiliyorum.
----"Aşkım beni seviyoo musunnn?" diyorum.Bu da sevgilimi bayılttığım sorudur.Abidik gubidik her an sorabilirim. :-) Oda "tabiki çok seviyorum aşkım" olarak usanmadan cevap verir. Bu da demek ki yeterince duymuyorum ondan soruyorum. :-)

"Hellooooo, good nighhhtsss, see you laateeeer" diyorum.Günlük ingilizce kullanımım bu kadar.Yoksa bende güzel Türkçemizi kullanmaktan yanayım.
       Birde bazı kelimelere harf eklemesi yapıyorum.Örnek: alışveriş yerine alınşverinş , kelebek yerine kelebenk diyorum.Her kelime de değil tabiki .Nerden dilime dolandı bilmiyorum sadece bazı kelimeler böyle söyleyince çok güzel oluyor :-) Tabiki herkesin yanında yapamıyorum.Psikolojik bir durum mu acaba, rahatsızlığım mı var ki? :-) Deneyin bakın ama bazı kelimelere n harfi ilave etmek çok zevkli oluyo... :-)
     Bir pazartesi sendromunu da yavaş yavaş atlatmaya çalışıyorum işte.Cumartesi günü yazlıkta polar battaniyeler sarınıp oturan ben , pazar günü denize girerek kendimce sezon kapanışını yaptım.İzmir' de havalar tam uyumalık, sabah serinliğinde havanın yavaş yavaş aydınlanmaya başladığı güzelim saatlerde , insanı mutsuz dakikalara sürükleyen o alarm yok mu ah o alarm...


       Herkese kendiliğinden uyanılan güzel sabahlarda ki mutluluk gibi mutlu haftalar dilerim. :-)

20 Eylül 2012 Perşembe

PABBUCUMUN KENARI :-)

    Benim  her ayakkabının yanına bir kutu yara bandı almam gerekiyor.Ben mi çok hassasım ne? Ki ben işe hep rahat ayakkabılar giymeyi tercih ediyorum.Hem rahat hem de güzel ayakkabı bulmakta da çok zorlanıyorum.Topuklu ayakkabı giymiyorum.Boyum 1.70 ama topuklu giyince kendimi gereksiz derecede uzun hissediyorum. Alışmadığım için deve gibi yürüyorum zaten.Özel günlerde giydiğimde de eşimin koluna yapışmış bir şekilde yürüyorum.
    Yazları işe giderken açık ayakkabı giymekten hoşlanmıyorum.Tabi sadece işe gelirken.Zaten sözde yasak açık ayakkabı.Ama parmak arası sandalet ile gelen bile var.
    Son Kemal Tanca’dan aldığım babetler bir ayağımı önden bir ayağımı da arkadan vurmayı başardı.Babetleri de sağlıklı ve rahat bulmuyorum gerçi de.Onların da dümdüz olanlarından almamaya çalışıyorum.Burnu açık olmayıp aynı zamanda topuksuz başka ayakkabı yok.Güzel ayakkabıları hep topuklu yapıyorlar. Ama herkes topuklu giymek zorunda değil ki...
    Geçen gün pabbuc.com  dan %50 indirim sebebiyle bir sandalet aldım.37 numarası kalmış olanlar içinde bu model vardı. Aslında ben bazen 36 , bazen 37 giyiyorum.Ama bu sandalet bana tam oldu.
Gören herkes de çok şirin buldu.

    Çevremdeki herkes bilir zaten, ayakkabı aramaya çıkıp genelde elim boş döndüğümü.Yine bulamadın mı cümlesini sık sık duyarım hatta.Benim istediğim gibisini üretemiyorlar.Ya da çare yok alışıcam topuklu giymeye :-(

18 Eylül 2012 Salı

NUDE..

     Çok görmüştüm bloglarda çok canım çekmişti :-) Hazır şampuanım bitmişken ki bitmesine sevindim.Bu sefer Nude şampuanı deneyeyim dedim.Sülfat ve paraben içermemesi dikkatimden kaçmamıştı :-) Watsons'dan ince ve zayıf saçlar için hacimlendirici olanından aldım.Henüz 3 kez kullandım.Ama gelin görün ki gayette yumuşacık oldu saçlarım.Genelde bitkisel şampuanlar saçı kurutur derler ya vallahi hiç kurutmadı benimkini.Krem kullanıyorum ama kullanmasam da rahat açılacak kıvamdaydı.Saçlarımda boya yok.Boyalı olanlarda daha çok kuruluk yapıyormuş sanırım bu tarz şampuanlar.Hatta şunu söyleyebilirim bu şampuan için.Bu kadar yumuşacık yapan başka şampuan hatırlamıyorum.

   Saçlarımın dökülmesi atak yaptığı sırada şampuan arayışım başlamıştı.2 şişe Avalon Organics Biotin B-Complex kullandım.Bu şampuan da paraben ve sert kimyasallar,sodyum, sülfat içermeyen bitkisel içerikli bir şampuan.İlk şişede gayet memnundum.Köpürmüyor ama meret şey yaa.Köpürmeyince de hiç temizlenmiş gibi gelmiyor insana saçları.Dökülmesine iyi gibi geldi diye devam ettim.Ama yok yani zaten çok pahalı sağolsun,45 tl, o yüzden vazgeçtim kendisinden.Şöyle bi köpürtesim gelmişti artık yani.Böyle bitsin diye bol bol kullandım.Ve başardım :-) Şimdi yeni şampuanımla gayet mutluyum sürekli bıcı bıcı yapasım var. :-) Bakalım sürekli kullanımda nasıl bir etki bırakacak.

      

17 Eylül 2012 Pazartesi

EVLİLİK YILDÖNÜMÜ


     Evet 3’e az kaldı , bizde bu yıl hediye olarak yüzüklerimizi değiştirdik.Dayanamadık önceden aldık taktık.”Karya alyans” markası beğenenlere.


     Nostalji yapıp yıllar önce birbirimize attığımız mailleri okudum geçen gün.Nasıl sevgi kelebekleriymişiz öyle.Seni şöyle seviyorum böyle seviyorum diye yarıştırmışız resmen. Şimdi de birbirimizi seviyoruz o ayrı.Sevgisinden şüphem yok.Allah ayırmasın diyorum.Ama şöyle gözlerimin içine bakarak “Seni çok seviyorum” u duymalı çok oldu.Bende söylemiyorum farkındayım.Farkında mı olmuyor insan artık sevdiğini söylemediğinin bile yıllar geçince.
      Biz bu aralar pek bir kavga ediyoruz sanki.Nasıl anlatılır bilmem ki, tahammülsüzlük mü, idare edememek mi,birden alevleniveriyoruz.Genelde tartıştığımız şeyler fix aslında.Aynı şeyleri tartışmaktan ve ortak bir nokta hala bulamamaktan sanırım.Konusu açıldığı gibi tüylerin diken diken olma durumu söz konusu.Evliliğimizin başından beri aşamadığımız bazı tartışma başlıklarımız var.Hayati boyutta değil ama ufak tefek de olsa birikir birikir taşar modundayız.Bende hemen ağlak moduma geçiyorum.Çok pis ağlarım hemen. Kutsal repliğimiz “Niye ağlıyorsun aşkım, ağlayınca ne çözülüyor?” .
       Napıyım ben de dur bir ağlayayım da sorunlar şıppadanak çözülsün diye ağlamıyorum.İçinden geliyor insanın.Tutamıyor ki Allah Allah.Yoksa niye ağlayayım ben.Zaten pek bir çirkin oluyorum ben ağlayınca.Kızarırım falan.Hani dur bi ağlayayım da haklı konumuna geçeyim teselli edileyim gibi bir düşüncem yok.Zaten düşünsem de işe yaramaz artık.Etkisiz hale geldi gözyaşlarım.Enteresan bir olay değil yani bizim için.Allahtan uzamaz tartışmalar.Ben kızarsam küslük yaparım açıkçası.Ama eşim 2 dk sonra hiç bir şey olmamış gibi konuşabilir.Takdir edilesi bir durum ama bazen de hiç sallamıyor bu çocuk beni diye de düşündürmüyor değil J Kadın milletine yaranılmıyor vallahi.
      Halbuki daha çok yeniyiz.3 yılı evli 5 yıldır beraberiz. İçimizde ne kadar seversek sevelim , karşı tarafa bunu hissettiremiyorsak ne anlamı var? Hatta insana bazen sadece hissetmek de yetmiyor.Duymak görmek de istiyor.Evlenince değişmeli mi yani her şey? Yoksa sadece biz mi değiştik. L
Yine Mutluluk Projesi adlı kitaptan not aldığım bir kaç cümle. Aşk diye bir şey yoktur. Sadece aşkın kanıtları vardır. İçimde nasıl bir aşk olursa olsun, başkaları sadece yaptıklarımı görecektir.”  (Pierre Reverdy)




15 Eylül 2012 Cumartesi

LA ROCHE POSAY

Her gün kullandıklarım ;

La Roche Posay Toleriane Gel Mousse

 

Özellikler

Sudaki kireci nötralize edici EDTA ve nemlendirici gliserin ile zenginleştirilmiş formülü sayesinde toleranssızlık risklerini en aza indirir. Sabun, parfüm ve paraben içermez.




YORUMUM: Sıvı sabun gibi ama sanki krem gibi de bir yapısı var.Köpürterek yıkıyorum yüzümü yada duşa girerken yanıma alıyorum.Banyo sırasında makyaj temizliğini de aradan çıkarmış oluyorum.Paraben içermeyen ürün araştırması yaparken denemeye  karar vermiştim.Çok sevdim.Ayrıca bir makyaj temizleyici kullanmıyorum.Direk yüzümü bununla yıkıyorum.Cildimi kurutmuyor.Gerginleştirmiyor ama temizlendiğini hissettiriyor.


La Roche Posay Toleriane Riche

Özellikler

La Roche-Posay Termal Suyu ile desteklenmiş krem hasas ciltte nemlendirme sağlar. Cildin koruyucu ve rahatlatıcı etken maddelerle kombine edilmiştir. Yüksek performanslı  tolere edilen bir üründür.Parfümsüz ve paraben içermez.

YORUMUM: Yüzümü La Roche Posay Toleriane Gel Mousse ile yıkadıktan sonra yüzüme de bu kremi sürüyorum oh mis çok hoşuma gidiyor.Kuru ciltler için bu krem ama yine de cildime yağlı bir görüntü vermiyor.Ki cildim pek kuru değil daha çok karma.


La Roche Posay Lipikar Lait Emollient Body Milk

  


      Özellikler

 Bariyer özelliğini yerine getiremeyen, gergin ve konforsuz    ciltlerde Lipikar Lait, kuru cildin içine hemen işlemek için lipid taşır, cilt bariyerinini güçlendirir ve dış faktörlerden korur. Gerginlik hissini yatıştırır, cildin rahatlığını ve esnekliğini tekrar kazanmasına yardımcı olur.



YORUMUM:Yüzüm hariç geriye krem ihtiyacı hisseden  her bir yerime bundan sürüyorum J 400 ml olanından almıştım.Her banyodan sonra bacaklarıma sürmeme rağmen aylaaardır kullanıyorum bitmedi.Bu da vıcık vıcık yağlı bir görüntü vermiyor.Bacaklarım daha parlak gözüküyor.Seviyorum mutluyum mesudum yani bu kullandıklarımla.Değiştirmeyi düşünmüyorum şimdilik.

14 Eylül 2012 Cuma

GÜNLER UZUN YILLAR KISADIR...



"Günler uzun fakat yıllar kısadır.”  Gretchen Rubin-MUTLULUK PROJESİ adlı kitabından.

    Bence günümüz gerçeği bu kadar az kelime ile bu kadar güzel anlatılabilir.
Pazartesi olunca cuma olsun diye sürünüyoruz , bu gün bitse bu gün bitse diye çırpınıyoruz.Geçmek bilmiyor bazı günler.

    Ama sonra şöyle bir arkamıza bakıyoruz.Şoookkk!!!! Nasıl geçmiş yaa yıllar oluyoruz.Acaba bu günlerini dolu dolu geçirmeyen insanların karşılaştığı bir şey mi yoksa herkes yaşıyor mu bu duyguyu? Mesela ben en çok bana çok yakın gelen bir olayın tarihini gördüğümde o şoku yaşıyorum.Hadi canım diyorum o kadar yıl geçmiş olamaz.Ciddi ciddi bir hata falan vardır diye düşünüyorum.Örnek:Michael Jakson öleli 3 yıl olmuş.Hiç aklım almıyor.Henüz evlenmemişim bile ben o zaman.O kadar olmuş mu yahu?

    Hayatım çok mu rutin diye düşünüyorum.Dolu dolu geçirsek daha mı yavaş geçer ki, ben gayet de boş geçiriyorum ama aslında yine de hızlı bitiveriyor yıllar.Ama ani değişiklikler de beni geriyor.Mesela o gün için kafamda planlanmış bir şey var.(Bu planda hani şu konsere , şu davete ,ya da ne bileyim işte cart curt başka yere değil yani.Genelde benim iş çıkışı planlarım eve gitmek yönünde :-))Pat diye planım başka bir yöne kaymak durumunda kaldığında geriliyorum.Özellikle o plan benim asıl yapmak istediğim şey değilse, içimden gelerek değil de zoraki olarak yapmak durumunda kaldıysam, öfke patlaması yaşayabiliyorum.Yok ya öyle kırıp dökmüyorum.Ama çok pis surat asarım :-) Zoraki birşey yapmak durumunda bırakma kendini diyebilirsiniz pek tabiki de.Ama işte evlilik denen meret sayesinde bazen o gün gitmek istemediğiniz bir yere gitme durumunda kalabiliyorsunuz.Yada kıramadığınız bir arkadaşınızın sizden bir ricası olabiliyor.Bu illa istemedğiniz bir plan da olmak durumunda değil, normal koşullarda gayet cazip bir teklif de olabilir,sorun sadece o gün kafamda yaptığımın daha cazip bir plan olması.Malesef ki direk eve gitmek her zaman için bana daha cazip geliyor. :-) Tembellik diz boyu.Sadece tembellik de değil.Mesela gün boyu dışarda olduğum için eve gidince yapmayı planladığım bir şey varsa, o gün için ben onu yapamamış oluyorum.En basitinden bu çamaşır yıkamak da olabilir yani. :-) Olsun plan plandır. :-)

     Neyse ne demek istiyorum ben? Hem sabah işe gelince akşamı edelim diye çırpınıyoruz.Ay bugün bitmez edalarıyla.Hafta bitsin diye bekliyoruz.Cuma cuma diye sayıklıyoruz.Sonra o günlere bir bakmışız aslında çok da hızlı geçiyorlar.Haksızlık ediyoruz kendilerine.Günler kısa yıllar uzun olsa.Offff çok yaşadım hala gencimmm yaaa falan desek :-)

13 Eylül 2012 Perşembe

AŞKA GELDİM... :-)


Leo Buscaglia:

Sizi farklılıklarınıza rağmen değil, onlar yüzünden sevecek birini bulun ve hayatınızın aşkını bulmuş olursunuz.


Benjamin Disraeli:

Aşkın başlıca büyüsü, hiç bitmeyeceğini sanmamızdır.


 

George Bernard Shaw:

İlk aşk birazcık aptallık ve çoğunlukla meraktan ibarettir.


Loretta Young:

Aşk bulunmaz, aşk sizi bulur.


Leo Busgaglia:

Aşk hayattır.Aşkı ıskalarsanız hayatı ıskalarsınız.


Anais Nin:

Yaşınız sizi aşktan korumaz.Ama aşk, bir yere kadar, sizi yaşınızdan korur.


Albert Einstein:

Aşka düşmekten yer çekimi sorumlu değildir.


Mevlana:

Aşk; sandığın kadar değil, yandığın kadardır.




12 Eylül 2012 Çarşamba

YENİDEN OKUMAK...

     2 sene önce okuduğum kitapları ,yazarları ve kısa konuları ile birlikte okuduğum tarihleri de yazarak bir excel listesi yapmıştım.Bana arada böyle bir toparlanma hissi gelir.Hesap kitap yapmam gerekirse mesela harcamalarımla ilgili hemen bir tablo döşerim.Öyle bir toparlanma ruh hali içinde iken liste hazırlamaya başlamıştım.
      Son aylarda niye okuyamıyorum yahu diye hayıflanıp duruyordum.Zaman açısından en iyi fırsat işten eve dönerken otobüs yolculuğunda okumak.Evde okuyamıyorum.Televizyona falan bakakalıyor insan.Ama niye ise bu yıl bu açıdan çok verimsiz geçti.Okuyamama dönemim uzun sürdü.Bir zaman gelir arka arkaya durmadan okurum,yeni  bir kitap seçince heyecanlanır, hemen elimdekini bitirsem de buna başlasam diye hızlanırım.Kitap seçerken de kesinlikle arka kapaktaki yazılardan etkilenirim.Bir şey etkilemeli, bir cümle bile yetebilir bende bir heyecan uyandırması lazım.Bir yerden vurması lazım kitabın.Arka kapaktan vurur yada ismiyle vurur tabi sonra okursun tatmin etmez o ayrı ama seçerken kriterim bu , heyecanlandırması.
      Bir dönem de gelir elimde kitap sallanır da sallanır, sürünür resmen bitmez.Otobüs bugün çok sıcak, ay bugün çok dolu, off karnım aç şimdi okuyamam, ineceğim durağa da az kaldı, bugün müzik dinleyeyim daha iyi gibi bahanelerle kitap okuma fikri itinayla savuşturulur.
      Şimdi o listeme bakıyorum da 2010 yılında 21 kitap , 2011 yılında da tesadüfe bak  21 kitap ama gel gelelim bu yıl itibariyle henüz 2 kitap okumuşum , artı yarım bırakılmış 3 kitap..Yeterince heyecanlanmamışım demek ki J Belki seçtiğim kitaplar tıkadı beni bilmiyorum.Geçen sene aldığım kitabı dün bitirdim.Becca Fitzpatrick-Sessizlik.



Serinin 3. kitabı.İlk Fısıltı’yı satın alırken işte bu arka kapaktan etkilenmişim nedense. Halbuki öyle melekli vampirli kitaplarla hiç ilgilenmişliğim yoktur.İşte arka kapağı;
Arka Kapak

"Okuyucuyu sarsan tüyler ürpertici bir roman... Nora'nın kötü çocuk Patch'le fırtınalı aşkı okurları kendilerinden geçirecek."  -Publishers Weekly-
"Vampirlerden ve kurt adamlardan sıkılan gerilim ve aşk romanı hayranları Hush Hush serisini hemen benimseyecekler."
-Booklist-
"Sıra dışı bir aşk hikâyesi. Okurlar Fısıltı'yı baştan sona yürekleri ağızlarında okuyacak."
-Falcata Times-
Kovulmuş bir meleğe âşık olmak...
"Bütün sınıf arkadaşlarımın isimlerini biliyordum... Biri hariç. Yeni öğrenci... Arkamdaki sırada, serinkanlı siyah gözleri karşıya sabitlenmiş bir hâlde kaykılmış oturuyordu...
Siyah gözleri beni âdeta delip geçiyordu. Dudaklarının kenarları yukarı doğru kıvrıldı. Kalbim bir an tekler gibi oldu ve o bir anlık duraksamada, kasvetli bir karanlık duygusunun bir gölge gibi üzerime örtüldüğünü hissettim. Bu duygunun kaybolması sadece bir an sürdü, ama ben hâlâ ona bakıyordum. Gülümsemesi dostça değildi, bela kelimesini heceleyen bir gülümsemeydi. Ve vaat doluydu."

    Seri kitapları okuması biraz zor.Çünkü 2 kitap arası aylar yıllar olabiliyor.Araya bir çok kitap giriyor.Konuya hakimiyet azalıyor.Bir de çok heyecanlıysa beklemek sinir bozuyor.Mesela Stieg Larsson -Millennium serisini (Ejderha Dövmeli Kız-Ateşle Oynayan Kız-Arı Kovanına Çomak Sokan Kız) çok büyük iştahla okudum.Ama 2. ve 3.kitap çıkasıya kadar da gün saydım.Ön satışla falan aldım yani o derece.
    Diğer bir sevdiğim seride Suzanne Colins ‘in Açlık Oyunları –Ateşi Yakalamak-Alaycı Kuş serisi.İlk defa bu kadar fantastik bir kitap okudum sanırım ama sevdim bir çırpıda da okudum.
Şimdi gelelim bu seriye.Bu seri 3 kitapla bitmiyor.4. ve son kitabı önümüzdeki ay çıkacak ve ben tabiî ki alacağım.Ama neden? Bayıldığım için değil.Meraklı kişiliğimden kaynaklı.2.ve 3.yü de bu sebeple aldım.Sonunu öğrenmezsem olmaz.Çatlarım.Hatta 3 son sanmıştım da sonra Allahımm 4 te varmış oldum.Bana biraz daha çok ortaokul-lise çağlarında okunabilecek bir kitap gibi geldi.Masal gibi.Hazır konu tazeyken ekimde çıksın da okusam da bitse...

                                                     

10 Eylül 2012 Pazartesi

HAŞİMATO VE PKO...

   Bunlar kardeş hastalıklar mı ? Kimden duyduysam genelde ikisi bir arada.Beni de yalnız bırakmadılar sağolsunlar.Geçen sene adet düzensizliği sebebiyle yapılan tahliller sırasında ikisi de benim oldu. Kadın -doğum doktorum benim hastalarımın %70 i haşimato zaten dedi .Polikistik over için doktorların genelde tek yaptığı şey doğum kontrol hapı vermek.Bana da verdi.Belera.4 ay kullandım bıraktım.Zaten tedavi eden bir şey değil.Kullandığın sürece düzenli.Bırakırsan eskisi gibi.İlk aylar bana aşerme nasıl oluyor bizzat gösterdi.Gözümün önünden börek geçiyordu resmen.Son gittiğim kontrol de doktor her şeyin yolunda olduğunu söyledi.Endişelenmemi gerektirecek bir şey yokmuş.
    Haşimato için de 25 mg olarak başladığım Euthyrox’ a şuan günde 50 mg olarak devam ediyorum.TSH değerim en son kontrolde 2,69 çıktı. O zaman 25 mg kullanıyordum.50 mg yaptı doktorum.Bakalım ekimdeki kontrolde yeni sonucu öğrenmiş olacağım.
   Diyeceksiniz ki bunları niye yazdın.Başka bloglarda da dikkatimi çekti.Bende de var bende de var demek istedim.Hem de ortak dertlerimize nasıl çare bulabiliriz belki yardımcı olabiliriz diye düşündüm.Mesela benim şuanda tek şikayetim saçlarımın fazla dökülmesi.Geçen gün banyoda ağlayacaktım zor tuttum kendimi yani.Şuanda ilaç kullandığım için değerlerim kontrol altında aslında dökülmemesi gerekir diye düşünüyorum.Tiroid için gittiğim doktoruma da 3 ay önceki kontrol de sordum.Kansızlık da gözükmüyor.Dökülmemesi lazım dedi.Şampuandan falan diyeceğim.Ama onu da değiştirdim bayadır organik şampuan kullanıyorum.
   Son 1 yıldır yani tiroid için ilaç kullanmaya başladığımdan beri kendimi çok daha iyi hissediyorum.Orası tartışılmaz tabi ki.Daha mutsuzdum.Kafama bir çok şeyi takardım.Çabuk sinirlenirdim.Daha yorgun hissederdim.Şimdi daha iyiyim her açıdan.Şu saç problemini de çözersem tamam.İlk önce hangisi bana bunu yapıyor onu öğrenmem lazım.Son adetimin 41.gün olması sebebiyle sanki pko atak yaptı gibi geliyor.

AMAN ALLAHIMM...

Aman Allahımmm... Bu gerçek mi? Açılıyor işte.Vallahi de açıldı.Çok mu istedim ne? İşyerinde blog sayfamı açabiliyorum.Yupppiiiiiiii....İzin dönüşü süpriz oldu bana :-) Pazartesi sendromuna ilaç olduuuu :-)

7 Eylül 2012 Cuma

UNE - NATURAL BEAUTY- 2


                                              

UNE SKIN-MATT FOUNDATION M05
Bu da fondotenim ... Aslında bu fondoten karma ve yağlı ciltler içinmiş.Sonra sitesinden baktığımda fark ettim.Benim cildim yağlı sayılmaz , bazen kuru olabiliyor hatta, alın kısmımda hafif yağlanma olabiliyor.Fondotenden buna rağmen memnunum.Çok sivilceli bir cildim yok ama genelde ufak sivilce lekelerim var.Bir kırmızılık var yani cildimde o yüzden fondoten kullanmayı seviyorum.Bunu da gayet sevdim.Sağlıklı bir görüntü veriyor cildime.Senin cildin bebek gibi diyenler oldu.Hı hı dedim içimden sen bide doğalken gör kırmızı kırmızı minik lekecikler.Ben M05 tonunu aldım.Ten rengim açık, beyaz tenli de sayılmam.Beyaz tenliden bir ton  koyu gibi düşünün,Bitmek üzere olduğu için şimdi UNE INTUITIVE TOUCH BB CREAM FOUNDATION 05 aldım.Ama henüz onu denemedim.Deneyince fikirlerimi tekrar yazarım.

                                                       
UNE BREEZY CHEEKS BLUSH B03
İşte buda allığım..Kayar kapak cep telefonları gibi açılıyor.Üst kısmındaki etiketi -jelatin gibi- çıkartırsanız ayna olarak kullanabiliyorsunuz.Toz gibi değil de yine ruj gibi bir yoğunlukta düşünün ,ben parmağımla sürüyorum yanaklarıma.Çok memnunum bitince yine bundan alacağım.

                                              
UNE SFUMATO EYES PENCIL S27
Göz kalemini her gün kullanmıyorum , tembellikten.Ama hafif bir yapısı var.Akmıyor.Ve rengi çok güzel.Her türlü makyaja uyum sağlıyor.
   Bu markanın sadece göz farından memnun kalmadım.Hani bir çizgi halinde birikir ya göz kapağında işte öyle oluyor.
O kadar benimsedim ki bu markayı , niye hiçbir yerde göremiyorum diye üzülüyorum bile.Bir yerde denk gelsem kırk yıllık arkadaşımı görmüş gibi sevineceğim.

UNE - NATURAL BEAUTY -1


   Makyaj ve kozmetik ile ilgili bir çok blogu okuyorum.Ama nedense bu markaya pek rastlamadım.O yüzden çok memnun olduğum bu markayı yazmaya karar verdim.İzmir’de boyner de satılıyor sadece.Başka yerde rastlamadım.Boyner internet sitesinde de mevcut.Bende arkadaş tavsiyesiyle gidip aldım.Zararsız kozmetik ürünleri arayışındaydım.Bu sayede de bu markayı bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum.Paraben vb.zararlı içerikler yok.Bunun gibi başka organik makyaj malzemeleri de denedim.Ama hiçbiri bu kadar başarılı değildi.Hem diğer markalardan daha uygun fiyatları
                                             
Maskarayı siyah renginden aldım.Gayet memnunum.Akma gibi bir problem yaşamadım.Kirpikleri daha gür ve uzun gösteriyor.

                                          
UNE SHEER LIPS BALM S05
 Rujunu da gayet severek kullanıyorum.Rengi dudak renginden çok az koyu.Hafif parlak bir yapısı var.Aynı rengin gloss şeklinde olanından da almıştım.Onun rengi daha parlak sanki.Ama fırçası çok başarılı değil o yüzden bunu çok daha rahat kullanıyorum.